Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Sağlık

Canlı Magazin - Sağlık haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Sağlık haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

BÜYÜK ONUR! Türkiye, Global Klinik Araştırmalarda Bölgesel Merkez Olma Yolunda  Haber

BÜYÜK ONUR! Türkiye, Global Klinik Araştırmalarda Bölgesel Merkez Olma Yolunda 

23. Türkiye Hemofili Kongresi bu yıl 15-17 Nisan 2026 tarihlerinde Antalya Pine Beach Belek Otel Kongre Merkezi’nde Türkiye Hemofili Derneği ve Hemofili Federasyonu’nun ev sahipliğinde düzenleniyor. Kongrenin ilk günü olan 15 Nisan Çarşamba “Dünya Hemofili Günü” kapsamında Türkiye Hemofili Derneği Başkanı ve İstanbul Üniversitesi Rektörü Prof.Dr.Bülent Zülfikar başkanlığında basın toplantısı düzenlendi. Hemofili Dernekleri Federasyonu Başkanı ve Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Hematolojisi öğretim üyesi Prof.Dr.Kaan Kavaklı ile Fransa - Lyon Universitesi Hemofili Merkezi ve Hemostaz Ünitesi Başkanı Prof.Dr.Yeşim Dargaud’un da değerli bilgiler paylaştığıtoplantıda; Hemofili tedavisindeki yenilikler, bilimsel gelişmeler, tedaviye erişim ve gelecek vizyonu değerlendirildi. Hemofili konusunda son yıllarda Türkiye’de yapılan toplantılar, sosyal ve bilimsel faaliyetler, dünyanın önde gelen bilim platformları tarafından yakından takip ediliyor. Kuşkusuz “Türkiye Hemofili Kongresi” bu çalışmaların ön sıralarında yer alıyor. Basın toplantısında açıklamalarda bulunan Türkiye Hemofili Derneği Başkanı ve İstanbul Üniversitesi Rektörü Prof.Dr.Bülent Zülfikar şunları söyledi; “Türkiye olarak Hemofili konusundaki klinik çalışmalara katkımız yüksek. Bugün baktığımızda dünya çapında yürütülen 1102 klinik çalışmanın 121’inde Türkiye yer alıyor. Bu bizim için çok değerli bir veri.” 17 Nisan Dünya Hemofili Günü kapsamında konuşmasına devam eden Zülfiikar ortopedik komplikasyonlar, protez gereksinimleri, ameliyat maliyetleri ve ekonomik-sosyal etkiler ile hasta derneklerinin farkındalık oluşturmadaki rolüne değindi ve sözlerine şöyle devam etti; “Türkiye'de devlet geri ödeme mekanizmalarının (SGK) güçlü olması sayesinde faktör tedavilerine erişim geçmişe göre çok daha iyi hale geldi. Bu, hem hastalar hem de hasta yakınları için çok sevindirici. Türkiye’deki Hemofili konusunda uzman merkezler sayesinde erken tanı ve tedavi süreci de olumlu yönde ilerliyor. Yeni ilaçların ülkeye girişiyle birlikte daha kolay uygulanabilir ürünlere geçiş gündemde; bunun yaygınlaştırılması için karar, düzenleme ve finansal mekanizmların devam etmesi gerekiyor.” Tedavinin sağlık sistemi üzerindeki ekonomik getirilerine de değinen Zülfikar;”Yeni gelişmeler; protez ameliyatlarının azalması, hastanede yatış sürelerinin kısalması ve ameliyat maliyetlerinin düşmesi gibi tasarruf potansiyelleri de sunuyor” dedi. “Deri altı uygulamalar sayesinde çocuklar ve erişkinlerde hem yaşam süresi uzuyor hem de yaşam kaliteleri iyileşiyor” Hemofili tedavisine yönelik son 15 yıldaki gelişmelerin önemini vurgulayan Prof.Dr.Yeşim Dargaud ise şunları söyledi; “Özellikle son 5-6 yılda deri altı (subkutan) tedaviler hastaların yaşam kalitesini ciddi oranda yükseltti. Bu tedaviler yeni doğandan erişkine kadar kullanım kolaylığı sağlıyor ve beyin kanaması gibi ağır komplikasyonları azaltıyor. Mevcut gelişmeler, hastalara aspirin gibi kardiyovasküler tedaviler uygulanabilmesini mümkün kılıyor. Erişkin hastaların genel sağlık sorunlarının tedavisini kolaylaştırıyor. Yakın gelecekte 2. ve 3. jenerasyon subkutan ürünler ile gen tedavisi konusunda gelişmeler kaydedilecek.” Gen tedavisinin Hemofili B’de daha olumlu sonuç verirken,Hemofili A’da ticari ve teknik nedenlerle bazı ürünlerin geri çekilmesi nedeniyle kısmi belirsizlikler bulunduğunu söyleyenProf.Dr.Kaan Kavaklı; “Erken tanı, uzman merkezlerde yoğunlaşmış bakım ve güncel tedavilere hızlı erişim sayesinde hastaların normal yaşam süreçlerini sürdürmeleri mümkün hale geldi; gençlerin eğitim, istihdam ve sosyal aktivitelere katılımı arttı. Öte yandan haftada birkaç kez damar yoluyla tedavi gerektiren dönemlerin yerini daha kolay uygulamalar aldığı için aile yükü ve psikososyal baskı azaldı. Ancak erişkin dönemde geçmişten kalan eklem hasarları (artropati) nedeniyle protez ve ortopedik müdahale ihtiyacı sürebiliyor; eklem tamirini geri döndürecek yeni tedavi boşlukları halen var” dedi. Tanı ve tedavi merkezlerinin sayısının artırılması gerektiği, mevcut merkezlerin büyük şehirlerde yoğunlaştığı ve ülke çapında yaygınlaşmanın hedeflendiğini vurgulayan Prof.Dr.Bülent Zülfikar sözlerine şöyle devam etti; “Hekim, hemşire ve sağlık personelinin eğitilmesi; hasta dernekleri ile sağlık ekiplerinin entegre çalışması ve hasta ailelerinin bilgilendirilmesi öncelikli olmalı. Bu noktada ulusal kongreler, hasta eğitimi oturumları ve hasta-hekîm iş birlikleri, farkındalık ve bakım kalitesini yükseltmede önemli rol oynuyor”.

Kurumlar Artık Sadece Başarıyla Değil, Yarattığı Etkiyle Değer Kazanıyor Haber

Kurumlar Artık Sadece Başarıyla Değil, Yarattığı Etkiyle Değer Kazanıyor

QNB Türkiye ev sahipliğinde, TalkNTraining tarafından düzenlenen İlham Veren Buluşmalar, 31 Mart akşamı iş dünyasının önde gelen isimlerini bir araya getirdi. “Değer Üreten Kurumlar: İnsan, Kültür ve Markayla Etki Yaratmak” temasıyla gerçekleşen etkinlik, kurumların yalnızca performansla değil, yarattıkları etkiyle fark yarattığı yeni iş dünyası yaklaşımını odağına aldı. Etkinliğin açılışı, TalkNTraining kurucu ortakları Buket Güngen ve Özlem Arslan Kart tarafından gerçekleştirildi. Açılış konuşmalarında, kurumların sürdürülebilir başarısının insan, kültür ve değer temelli bir yaklaşımla mümkün olduğu vurgulandı. Gecenin akışı ve moderasyonu, aynı zamanda Master of Ceremony rolünü üstlenen Umut Metin tarafından gerçekleştirildi. Metin, dinamik anlatımı ve güçlü sahne yönetimiyle etkinliğin ritmini belirledi. Panelde; Etkinlik ve İletişim Danışmanı Banu Noyan, QNB Türkiye İnsan Kaynakları Genel Müdür Yardımcısı Cenk Akıncılar, Groupe SEB Türkiye Genel Müdürü Ege Pekkınran ve Ekonomi Gazetesi Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Güldağ, kurumların değer üretme süreçlerini liderlik, kültür ve marka ekseninde ele aldı. Program kapsamında, Memorial Sağlık Grubu’ndan Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ali Aycan Kavala, “Kalpten Gelen Güç” başlıklı konuşmasıyla insan ve sağlık odağının iş dünyasındaki yerini vurgularken; Pin Drinks CEO’su Emre Sever ise “İlhamın Aynası” bölümünde ilham dolu marka yolculuklarını paylaştı. Etkinliğin öne çıkan başlıklarından biri de Kuantum Araştırma iş birliğiyle gerçekleştirilen anlık katılımcı etkileşimi oldu. QR kod aracılığıyla salonun nabzı tutulurken, elde edilen verilerin etkinlik sonrası hazırlanacak kapsamlı bir raporla Kuantum Araştırma ve TalkNTraining LinkedIn hesapları üzerinden paylaşılacağı belirtildi. QNB Türkiye’nin kurum kültüründe önemli bir yer tutan “tüm yaşamlara saygı” yaklaşımı da etkinlikte anlamlı bir anla sahneye taşındı. Sahnede yer alan patili dostlar, değer üretmenin yalnızca iş dünyasıyla sınırlı olmadığını güçlü bir şekilde hatırlattı. TalkNTraining, İlham Veren Buluşmalar serisiyle; kurumları, liderleri ve farklı bakış açılarını bir araya getirerek iş dünyasında yeni bir etki alanı yaratmaya devam ediyor.

Bedenin Enerji Haritası: Meridyen Terapiye İlgi Artıyor Haber

Bedenin Enerji Haritası: Meridyen Terapiye İlgi Artıyor

Modern yaşamın getirdiği stres, yoğun tempo ve hareketsizlik birçok kişinin hem fiziksel hem de zihinsel dengesini etkiliyor. Son yıllarda bu dengenin yeniden kurulmasına yönelik doğal yöntemler arasında öne çıkan uygulamalardan biri de meridyen terapi. Enerji akışını dengelemeyi hedefleyen bu yöntem, alternatif ve tamamlayıcı sağlık yaklaşımları arasında giderek daha fazla ilgi görüyor. İstanbul’da çalışmalarını sürdüren meridyen terapi uygulayıcısı Lale Yolcu, bedenin yalnızca fiziksel bir yapıdan ibaret olmadığını, aynı zamanda enerji akışının da sağlığın önemli bir parçası olduğunu belirtiyor. Yolcu’ya göre birçok rahatsızlığın temelinde enerji akışındaki dengesizlikler yer alabiliyor. Meridyen terapi üzerine uzun süredir çalışmalar yapan Yolcu, bu yöntemin insanın kendi iç dengesini yeniden hatırlamasına yardımcı olduğunu ifade ediyor. “Beden aslında kendi kendini iyileştirme potansiyeline sahiptir. Önemli olan bu potansiyelin doğru şekilde desteklenmesidir” diyen Yolcu, uygulamalar sırasında vücudun belirli enerji noktalarının aktive edildiğini ve böylece doğal iyileşme süreçlerinin desteklendiğini söylüyor. Sağlık ve yaşam alanında farklı disiplinlerde de çalışmalar yürüten Lale Yolcu, yalnızca meridyen terapi ile sınırlı kalmayan geniş bir uzmanlık alanına sahip. Yolcu aynı zamanda bioenerjetik masaj uygulayıcısı, yoga eğitmeni, pilateseğitmeni ve yaşam koçu olarak da danışanlarına bütüncül bir yaklaşım sunuyor. Bu farklı disiplinlerin birleşmesi sayesinde hem fiziksel hem de zihinsel dengeyi hedefleyen bir çalışma modeli oluşturduğunu belirtiyor. Yolcu’ya göre günümüzde insanların en çok ihtiyaç duyduğu şeylerden biri bedenlerini ve enerjilerini yeniden tanımak. “İnsanlar çoğu zaman bedenlerini ancak bir sorun ortaya çıktığında fark ediyor. Oysa bedenle kurulan sağlıklı ilişki, yaşam kalitesini doğrudan etkileyen önemli bir unsur” diyen Yolcu, doğal yöntemlere yönelik ilginin de bu nedenle arttığını ifade ediyor. Alternatif sağlık uygulamalarına yönelik ilginin artmasıyla birlikte meridyen terapi gibi yöntemler de daha geniş kitleler tarafından merak edilmeye başlandı. Uzmanlar ise bu tür uygulamaların bilinçli ve eğitimli kişiler tarafından yapılmasının önemine dikkat çekiyor. Meridyen Terapi Nedir? Meridyen terapi, kökeni geleneksel Çin tıbbına dayanan ve vücuttaki enerji kanalları olarak kabul edilen “meridyenler” üzerinden çalışan bir uygulamadır. Bu yaklaşıma göre insan bedeninde yaşam enerjisi (Qi veya Chi) belirli enerji hatları boyunca dolaşır. Bu enerji akışında meydana gelen tıkanıklıklar veya dengesizlikler ise fiziksel ve zihinsel sorunlara yol açabilir. Meridyen terapi uygulamalarında vücuttaki belirli enerji noktalarına yapılan dokunuşlar, bası teknikleri veya çeşitli manuel yöntemleraracılığıyla bu enerji akışının yeniden dengelenmesi hedeflenir. Uygulamanın amacı, vücudun doğal denge mekanizmasını desteklemek ve kişinin genel iyilik hâlini artırmaktır.

Kadın Cinselliği Hala Tabu: Uzmanlar Sessizliğin Bozulması Gerektiğini Söylüyor Haber

Kadın Cinselliği Hala Tabu: Uzmanlar Sessizliğin Bozulması Gerektiğini Söylüyor

Kadın cinselliği, toplumda uzun yıllardır konuşulmaktan kaçınılan konular arasında yer almaya devam ediyor. Ancak uzmanlara göre bu sessizlik, kadınların hem fiziksel hem de psikolojik sağlığını olumsuz etkileyebiliyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Ayşe Ecenaz Yıldırım, kadın cinselliğinin yalnızca bir ilişki konusu değil, aynı zamanda önemli bir sağlık meselesi olduğuna dikkat çekerek, kadınların yaşadıkları sorunları dile getirmekte zorlandığını belirtti. Dr. Yıldırım, klinik pratiğinde en sık karşılaştıkları durumlardan birinin kadınların cinsellikle ilgili sorularını ifade etmekten çekinmesi olduğunu söyledi. “Birçok kadın yaşadığı sorunu dile getirmek yerine yıllarca sessiz kalmayı tercih ediyor. Ağrılı ilişki, cinsel isteksizlik, orgazm sorunları veya doğum sonrası değişimler çoğu zaman ‘normaldir’ düşüncesiyle göz ardı ediliyor. Oysa bu sorunların önemli bir kısmı değerlendirilebilir ve tedavi edilebilir problemlerdir” dedi. Cinsellik Sadece Fiziksel Bir Konu Değil Kadın cinselliğinin yalnızca anatomik bir süreçle açıklanamayacağını vurgulayan Yıldırım, hormonal denge, psikolojik durum, partner ilişkisi, stres ve toplumsal algıların da cinsel yaşam üzerinde belirleyici rol oynadığını ifade etti. Toplumda cinselliğin çoğu zaman “ayıp” veya “konuşulmaması gereken” bir konu olarak görülmesinin kadınların kendi bedenlerini tanımalarını zorlaştırdığını belirten Yıldırım, bu durumun kadınların ihtiyaçlarını ifade etmelerini de engellediğini söyledi. Sağlıklı Cinsel Yaşam Genel Sağlığı Etkiliyor Uzmanlara göre sağlıklı bir cinsel yaşam yalnızca çift ilişkileri açısından değil, genel sağlık açısından da önemli. Yapılan araştırmalar, düzenli ve sağlıklı bir cinsel yaşamın stresin azalmasına, uyku kalitesinin artmasına ve psikolojik iyi oluşun güçlenmesine katkı sağladığını ortaya koyuyor. Yanlış Bilgiler Sorunları Derinleştiriyor Kadın cinselliği konusunda en büyük sorunlardan birinin yanlış bilgiler olduğuna dikkat çeken Yıldırım, özellikle internet ve kulaktan dolma bilgilerin kadınların kendi bedenleri hakkında hatalı inançlar geliştirmesine neden olabildiğini söyledi. “Cinsel isteğin her zaman aynı düzeyde olması gerektiği ya da doğumdan sonra cinsel yaşamın tamamen değişeceği gibi inanışlar gerçeği yansıtmayabilir. Cinsel isteğin zaman içinde değişkenlik göstermesi oldukça doğaldır ve birçok faktörden etkilenebilir” diye konuştu. Yaşam Evreleri Cinsel Yaşamı Etkileyebilir Doğum, emzirme dönemi, hormonal değişimler ve menopoz gibi yaşam evrelerinin kadın cinselliğini etkileyebileceğini belirten Yıldırım, bu süreçlerin doğru bilgi ve uygun yaklaşımla sağlıklı şekilde yönetilebileceğini ifade etti. Kadınların kendi bedenlerini tanımasının cinsel sağlık açısından büyük önem taşıdığını vurgulayan Yıldırım, kadınların güvenilir kaynaklardan bilgi edinmesi ve gerektiğinde sağlık profesyonellerine başvurmaktan çekinmemesi gerektiğini söyledi. “Sessizliği Bozmak Bir Soruyla Başlar” Toplumda cinselliğin konuşulabilen bir sağlık konusu haline gelmesi gerektiğini belirten Op. Dr. Ayşe Ecenaz Yıldırım, şu ifadeleri kullandı: “Cinselliğin yalnızca gizli kalması gereken bir konu olarak değil, sağlık ve yaşam kalitesiyle ilişkili bir alan olarak görülmesi gerekiyor. Bilgi paylaşıldıkça tabular da ortadan kalkacaktır. Sessizliği bozmak çoğu zaman bir soruyla başlar.”

Magnezyum Neden Kullanılmalı? Hangi Form Kimler İçin Daha Uygun? Haber

Magnezyum Neden Kullanılmalı? Hangi Form Kimler İçin Daha Uygun?

Takviye edici gıdalara olan ilginin artmasıyla birlikte, magnezyum son dönemin en çok araştırılan minerallerinden biri haline geldi. Ancak uzmanlar, magnezyum kullanımında en önemli noktanın sadece mineral almak değil, doğru formu tercih etmek olduğunu vurguluyor. Avia Vitamins ise magnezyumun farklı formlarına yönelik bilgilendirici içerikleriyle bu konuda dikkat çeken markalar arasında yer alıyor. Magnezyum Neden Önemli? Magnezyum, vücutta 300’den fazla enzimatik reaksiyonda görev alan hayati bir mineraldir. • Kas ve sinir fonksiyonlarının düzenlenmesi • Enerji üretimi • Uyku kalitesinin desteklenmesi • Stres yönetimi • Kalp ve kemik sağlığının korunması gibi birçok önemli süreçte rol oynar. Modern yaşamın getirdiği stres, düzensiz beslenme ve yoğun tempo nedeniyle magnezyum eksikliği yaygın görülebilmektedir. Bu noktada takviye kullanımı gündeme gelmektedir. ⸻ Her Magnezyum Aynı Değil: Form Farkı Neden Önemli? Doktorlar ve beslenme uzmanları, her magnezyum formunun vücutta aynı etkiyi göstermediğini belirtiyor. Emilim oranı, kullanım amacı ve sindirim sistemi üzerindeki etkiler formdan forma değişiklik gösterebiliyor. 1. Magnezyum Bisglisinat Genellikle yüksek emilim oranı ve mideyi yormayan yapısıyla öne çıkar. • Stres ve anksiyete yaşayan bireyler • Uyku problemi olanlar • Hassas mideye sahip kişiler için daha uygun bir seçenek olarak değerlendirilmektedir. Akşam saatlerinde kullanım önerilebilmektedir. 2. Magnezyum Sitrat Sindirim sistemi üzerinde daha belirgin etki gösterir. • Bağırsak hareketlerini destekler • Kabızlık sorunu yaşayan bireylerde tercih edilebilir Ancak hassas bünyelerde laksatif etkisi nedeniyle dikkatli kullanılmalıdır. 3. Magnezyum Malat Enerji üretiminde rol oynayan malik asit ile birleşmiş formdur. • Gün içi kullanım • Kas performansı • Yorgunluk hissi gibi durumlarda tercih edilebilmektedir. 4. Magnezyum Oksit Daha ekonomik bir form olmasına rağmen, emilim oranı düşüktür. Genellikle bağırsak hareketlerini artırıcı (laksatif) etkisi nedeniyle kullanılmaktadır. “Mesele Sadece Magnezyum Almak Değil” Avia Vitamins tarafından da vurgulandığı gibi, önemli olan yalnızca magnezyum almak değil, ihtiyaca uygun doğru formu tercih etmektir. Uzmanlar, takviye kullanımı öncesinde bireysel sağlık durumunun değerlendirilmesi gerektiğini ve özellikle kronik hastalığı olanların ya da düzenli ilaç kullananların mutlaka bir sağlık profesyoneline danışmasını öneriyor. Artan bilinç düzeyiyle birlikte tüketiciler artık yalnızca içerik miktarına değil, form ve biyoyararlanım özelliklerine de dikkat ediyor. Magnezyum kullanımında doğru tercih, hedeflenen faydayı elde etmenin en önemli anahtarı olarak görülüyor.

Zayıflamanın En Güvenli Yolu: Konjak Sakızı Haber

Zayıflamanın En Güvenli Yolu: Konjak Sakızı

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından “kilo kaybı açısından en sağlıklı doğal besin maddelerinden biri” olarak gösterilen Konjak Sakızı (Glucomannan), doğallığı ve bilimsel temeliyle dikkat çekiyor. Güzelliğin, zarafetin ve fit görünümün peşinde koşan insanoğlu, tarih boyunca sayısız yöntem denedi. Zayıflama iğneleri, özel kahveler, bitkisel çaylar, diyet ilaçları… Ancak çoğu zaman sonuç hüsranla bitti. Kimimiz iç organlarımıza zarar verdik, kimimiz kalbimizi fazla yorduk. Ancak şimdi, doğallığıyla dikkat çeken, yurt dışında dahi yemeklerin üzerine eklenerek tüketilen mucizevi bir ürün gündemde: Konjak Sakızı. Doğanın Bilimle Buluştuğu Mucize Konjak sakızı, tamamen bitkisel kökenli, Japonya ve Güneydoğu Asya’da yüzyıllardır kullanılan bir besin takviyesi. Dünya genelinde birçok doktor ve beslenme uzmanı tarafından önerilen bu doğal ürün üzerine sayısız bilimsel araştırma ve kitap bulunuyor. Ancak dikkat edilmesi gereken önemli bir nokta var: Konjak toz formunda kontrolsüz şekilde alınmamalı. Su ile temas ettiğinde hızla jelleşerek hacim olarak büyür; bu da mide rahatsızlıklarına yol açabilir. Bu nedenle, doğru dozda hazırlanmış kapsül formu en güvenli ve etkili kullanım şeklidir. Nasıl Etki Ediyor? Kapsül olarak alındığında midede şişerek tokluk hissi yaratır. Böylece daha az yemek yenir ve kilo kontrolü doğal yoldan desteklenir. Üstelik bu süreçte bol su içilmesi gerektiği için metabolizma hızlanır ve vücut daha sağlıklı çalışır. Zayıflamayı Desteklerken Vücudu Güçlendiriyor Konjak sakızının bir diğer dikkat çekici yönü ise sinir sistemine olan olumlu etkisi. İçeriğinde bulunan doğal bileşenler sayesinde hem stres azalır hem de endokrin sistem dengelenir. Bu da kilo verme sürecinde sıkça yaşanan titreme, halsizlik ve sinir bozukluklarını minimuma indirir. Sonuç olarak, konjak sakızı yalnızca kilo kontrolünü desteklemekle kalmıyor; aynı zamanda bedeni ve sinir sistemini güçlendiren doğal bir destek olarak öne çıkıyor. Unutmayın: Her beslenme düzeni kişiye özeldir. Konjak sakızı da dâhil olmak üzere herhangi bir ek gıdayı kullanmadan önce mutlaka bir uzmana danışın. Doğanın sunduğu bu yeni mucize için tek bir söz yeterli: “Aramıza hoş geldin, Konjak Sakızı!”

Doç. Dr. Tuğçe Şimşek: “Estetikte Yeni Dönem, Doğallığın Bilimle Buluştuğu Nokta” Haber

Doç. Dr. Tuğçe Şimşek: “Estetikte Yeni Dönem, Doğallığın Bilimle Buluştuğu Nokta”

Yüz estetiği ve medikal uygulamalarda son yıllarda gözle görülür bir dönüşüm yaşanıyor. Cerrahi mükemmeliyetin yerini artık daha doğal, daha sade ve kişiye özel bir estetik anlayış aldı. Türkiye’de yüz estetiği ve kulak burun boğaz alanında uzmanlığıyla tanınan Doç. Dr. Tuğçe Şimşek, bu dönüşümün nedenlerini ve estetiğin geleceğini değerlendirdi. “Amaç değiştirmek değil, iyileştirmek.” Dr. Şimşek’e göre modern estetik, insan yüzünün doğal ifadesini koruyarak daha dengeli bir görünüm elde etme üzerine kurulu: “Artık kimse bambaşka biri gibi görünmek istemiyor. İnsanlar, aynaya baktığında hâlâ kendilerini görmek ama daha canlı, daha dinlenmiş bir ifadeye sahip olmak istiyor. Bizim işimiz, yüzün doğallığını kaybetmeden zarafetini ortaya çıkarmak.” Minimal ama etkili dokunuşlar öne çıkıyor Estetik cerrahi artık büyük değişimlerden çok küçük müdahalelere yöneliyor. Doç. Dr. Şimşek, bu yaklaşımın hem hasta memnuniyetini hem de iyileşme süresini olumlu etkilediğini söylüyor: “Lazer, radyofrekans ve enjeksiyon bazlı tedavilerle yapılan küçük işlemler bile yüzün bütün dengesini yeniden kurabiliyor. Bu sayede kişi doğal görünümünü korurken çok daha taze bir ifade kazanıyor.” “Erken yaşta önleyici estetik anlayışı yaygınlaşıyor” Dr. Şimşek, estetiğin artık sadece yaşlanma sonrası değil, yaşlanma öncesi dönemde de uygulandığını belirtiyor: “30’lu yaşlardan itibaren ciltte kolajen üretimi azalıyor. Bu dönemde yapılan küçük uygulamalar, ilerleyen yaşlarda daha az müdahaleye ihtiyaç duyulmasını sağlıyor. Estetik artık bir önlem değil, bir bakım rutini haline geldi.” Doğallık, geleceğin estetik standardı olacak Dr. Şimşek’e göre önümüzdeki yıllarda estetik anlayış daha fazla bilime ve kişiselleştirilmiş planlamaya dayanacak: “Teknoloji gelişiyor ama asıl farkı insan yüzünü doğru okumak yaratıyor. Her yüzün kendine ait bir hikâyesi, oranı ve dili var. Estetikte başarı, bu dili bozmadan onu güzelleştirmekte gizli.” Uluslararası düzeyde yükselen bir merkez Türkiye, estetik tıpta son yıllarda Avrupa ve Orta Doğu ülkeleri için cazibe merkezi haline geldi. Dr. Tuğçe Şimşek de bu sürecin bilimsel ve etik temeller üzerine kurulması gerektiğini vurguluyor: “Türkiye estetikte artık sadece fiyat avantajıyla değil, uzmanlık düzeyiyle de tercih ediliyor. Bu başarıyı sürdürebilmek için hem medikal standartlara hem de etik değerlere sıkı sıkıya bağlı kalmak gerekiyor.” Doç. Dr. Tuğçe Şimşek Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Medikal Estetik Uygulamaları info@doctugcesimsek.com www.doctugcesimsek.com @drtugcesimsek Hazırlayan: Breaking News International Sağlık & Bilim Servisi

Op. Dr. Esin Özlem Atmış: “Gerçek güzellik filtrelerde değil, doğallıkta gizli” Haber

Op. Dr. Esin Özlem Atmış: “Gerçek güzellik filtrelerde değil, doğallıkta gizli”

Op. Dr. Esin Özlem Atmış: “Gerçek güzellik filtrelerde değil, doğallıkta gizli” Sosyal medya filtreleri, güzellik algısını kökten değiştiriyor. Uzmanlar, özellikle gençler arasında artan “filtre estetiği” taleplerinin psikolojik ve fizyolojik risklerine dikkat çekiyor. Kulak Burun Boğaz (KBB) Uzmanı Op. Dr. Esin Özlem Atmış, son dönemde sosyal medyanın estetik algısı üzerindeki etkilerini değerlendirdi. “Sosyal medya filtreleri, kişilerin kendi yüz hatlarını farklı bir formda görmesine neden oluyor” diyen Dr. Atmış, bu durumun kişileri sanal ortamda gördükleri idealleştirilmiş yüzleri gerçek hayatta arzulamaya ittiğini belirtti. “Bu istekler zaman zaman doğallıktan uzak, hatta tıbben uygun olmayan taleplerle karşımıza çıkabiliyor. Biz hekimler için en önemli görev, hastayı doğru bilgilendirmek ve sağlıklı sınırları korumaktır.” dedi. “Bazen ‘hayır’ demek de hekimliğin bir parçası” Op. Dr. Atmış, hastaların sağlık açısından risk taşıyan taleplerine karşı tutumunu da açıkça dile getirdi: “Her zaman önceliğim sağlık. Eğer yapılacak işlem hastanın dokularına, nefesine ya da genel sağlığına zarar verecekse bunu net bir şekilde açıklıyorum. Bazen ‘hayır’ demek de hekimliğin en önemli yanıdır.” “Güzellik en doğal ve sağlıklı halimizle barışmamız ile başlar. Yine güzellik oranlarda saklıdır bazen küçük estetik dokunuşlarla bu oranları kazanabilmek mümkündür” Sosyal medyanın özellikle gençler üzerinde olumsuz beden algısı oluşturduğunu belirten Dr. Atmış, ailelerin ve uzmanların burada önemli bir rol üstlenmesi gerektiğini söyledi. “Gerçekçi olmayan güzellik standartları gençleri özgüven sorunlarına itiyor. Oysa estetiğin amacı güzelleştirmek değil, kişinin kendisiyle barışmasını sağlamaktır.” ifadelerini kullandı. Türkiye estetikte referans merkezine dönüştü Türkiye’nin medikal estetikte dünya çapında bir başarıya ulaştığını belirten Atmış, özellikle rinoplasti, yüz germe, dolgu, lazer ve biyorejüvenasyon uygulamalarının büyük ilgi gördüğünü ifade etti. “Artık tek tip yüzler dönemi kapandı. Doğallık, kişiye özel planlama ve sağlıklı yaş alma sürecine destek en önemli trendler arasında.” diye konuştu. ????Op. Dr. Esin Özlem Atmış Acıbadem Fulya Hastanesi / Nişantaşı ???? www.esinozlematmis.com ???? Instagram: @drozklem

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.