Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Türkiye

Canlı Magazin - Türkiye haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Türkiye haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Ayşe Kök: Diziler Sadece Eğlence Değil, Toplumsal Bir So Haber

Ayşe Kök: Diziler Sadece Eğlence Değil, Toplumsal Bir So

Breaking News köşe yazarı Ayşe Kök, son yazısında Türk dizilerinin yalnızca birer eğlence aracı olmadığını, toplumsal sorumluluk taşıyan güçlü bir iletişim alanına dönüştüğünü vurguladı. Kök, Türkiye’de dizilerin artık yalnızca akşam kuşağında izlenen yapımlar olmaktan çıktığını belirterek; toplumsal algıyı şekillendiren, aile yapısını etkileyen ve gençlerin hayata bakışını doğrudan etkileyen önemli bir mecra haline geldiğini ifade etti. Bu nedenle diziler değerlendirilirken yalnızca reyting rakamlarının değil, verilen mesajların da dikkate alınması gerektiğini kaydetti. Türk dizilerinin Balkanlar’dan Orta Doğu’ya, Latin Amerika’dan Asya’ya kadar geniş bir coğrafyada ilgiyle izlendiğini hatırlatan Ayşe Kök, bu başarının kültürel ihracat açısından önemli bir kazanım olduğunu belirtti. Ancak küresel etki alanının aynı zamanda daha büyük bir sorumluluğu da beraberinde getirdiğine dikkat çekti. Yazısında son dönemde bazı dizilerde şiddet, entrika ve aile içi çatışmaların dozunun arttığını vurgulayan Kök, dramın sanatın bir parçası olduğunu ancak karamsarlığı normalleştiren bir anlatım dilinin toplumsal açıdan risk taşıdığını ifade etti. Bu noktada devletin, özellikle RTÜK aracılığıyla toplumsal hassasiyetleri gözetmesinin sansür olarak değil, kamu yararının korunması olarak değerlendirilmesi gerektiğini belirtti. Aile kavramının dizilerde ele alınış biçiminin önemine de değinen Kök, Türk toplumunun temel taşı olan aile yapısının sürekli sorunlu ve dağılmış bir tabloyla sunulmasının özellikle genç izleyiciler üzerinde olumsuz etkiler oluşturabileceğini söyledi. Türk dizilerinin geçmişten bugüne en güçlü yanlarından birinin aile bağlarını ve dayanışmayı anlatmak olduğunu hatırlattı. Devletin dizilerin içeriğine doğrudan müdahale etmekten ziyade, sanat özgürlüğü ile toplum huzuru arasında bir denge kurmaya çalıştığını vurgulayan Ayşe Kök, bu yaklaşımın demokratik bir devlet refleksi olduğunu ifade etti. Hiçbir özgürlüğün başka kesimlerin değerlerini zedeleme pahasına sınırsız olamayacağını dile getirdi. Gençler üzerindeki rol model etkisine de dikkat çeken Kök, dizilerde karakterlerin şiddetle sorun çözmesinin ya da ahlaki sınırları sürekli zorlamasının uzun vadede normalleşme riski taşıdığını belirterek, yapımcı ve senaristlerin daha bilinçli bir sorumlulukla hareket etmesi gerektiğini kaydetti. Yazısında devletin son yıllarda getirdiği set standartları, yayın denetimleri ve içerik uyarılarının sektörü baskılamak için değil, daha kaliteli ve sürdürülebilir bir yapı oluşturmak amacı taşıdığını ifade eden Kök, nitelik arttıkça izleyici güveninin de artacağını vurguladı. Ayşe Kök, dizilerin bir ülkenin aynası olduğunu belirterek, Türkiye’nin güçlü tarihi ve köklü kültürüyle dünyaya anlatılacak çok sayıda hikâyeye sahip olduğunu ifade etti. Devletin bu hikâyelerin doğru bir dille aktarılması için zemini sağladığını belirten Kök, asıl sorumluluğun sektörün vicdanında olduğunu söyledi. Kök, yazısını “Reyting geçicidir; iz bırakmak kalıcıdır” sözleriyle tamamladı.

Oyunculuğa Sessiz Ama Kararlı Bir Başlangıç: Tuana Mina Bahadır Haber

Oyunculuğa Sessiz Ama Kararlı Bir Başlangıç: Tuana Mina Bahadır

Türkiye’de oyuncu olmak isteyen milyonlarca insan varken, bu yolu bir heves değil bilinçli bir süreç olarak gören isimlerden biri de Tuana Mina Bahadır. Oyunculuğa yeni adım atan Bahadır, sektöre bakışını, beklentilerini ve hedeflerini samimi ifadelerle anlattı. Kendini geliştirmeyi merkeze alan bir anlayışla yola çıktığını söyleyen Tuana Mina Bahadır, oyunculuk merakının çocukluktan gelen bir gözlem ve ifade ihtiyacından doğduğunu belirtiyor. Oyunculuğu yalnızca görünür olma isteğiyle değil, uzun soluklu bir meslek olarak gördüğünün altını çiziyor. “Oyunculuk benim için sadece kamera önünde olmak değil; insanı, duyguyu ve hikâyeyi anlamakla ilgili bir yolculuk,” diyen Bahadır, bu yolda sabır ve disiplinin en önemli unsurlar olduğunu vurguluyor. Henüz yolun başında olmasına rağmen farklı projelerde yer alan Bahadır, kısa deneyimlerin bile mesleğe bakışını ciddi şekilde değiştirdiğini söylüyor. Kamera önünün göründüğü kadar kolay olmadığını, ekip çalışması ve disiplinin bu işin temelini oluşturduğunu ifade ediyor. Eğitim konusuna özel önem verdiğini belirten genç oyuncu, oyunculuğun yalnızca yetenekle değil, sürekli çalışmayla inşa edilebileceğini savunuyor. Diksiyon, beden dili ve kamera önü oyunculuğu üzerine kendini geliştirmeye devam ettiğini dile getiriyor. Sektördeki hızlı görünür olma isteğine de mesafeli duran Bahadır, sabrı şu sözlerle tanımlıyor: “Her rol, her set bir basamak. Acele etmek yerine sağlam ilerlemek uzun vadede daha doğru.” “Herkes oyuncu olabilir mi?” sorusuna ise net ama gerçekçi bir yanıt veriyor. Ona göre bu meslek; empati, gözlem yeteneği, eleştiriye açıklık ve disiplin gerektiriyor. Bu özellikleri geliştirenlerin oyunculukta daha kalıcı olabileceğini düşünüyor. Rol seçiminde projenin büyüklüğünden çok, rolün kendisine ne kattığına baktığını belirten Bahadır, küçük ama öğretici işlerin kendisi için daha kıymetli olduğunu söylüyor. Oyunculuk hayali kuran ama cesaret edemeyen gençlere de seslenen Tuana Mina Bahadır, hayallerin küçümsenmemesi gerektiğini ancak gerçekçi bir bakış açısının şart olduğunu vurguluyor: “Çalışmaya, öğrenmeye ve sabırlı olmaya hazır olan herkes kendi yolunu çizebilir. Önemli olan vazgeçmemek.” Oyunculuk yolculuğunun başında olmasına rağmen duruşu ve yaklaşımıyla dikkat çeken Tuana Mina Bahadır, sektöre sessiz ama kararlı bir adım atıyor.

2026 yılı Dünya Klasik Otomobil Fuarın ‘da Türk Temsilcinin yeri Boş kaldı… Haber

2026 yılı Dünya Klasik Otomobil Fuarın ‘da Türk Temsilcinin yeri Boş kaldı…

Her yıl dünyanın dört tarafından davetlilerin katılımı ile Avrupa’da ve Amerika’ da düzenlenen milyonluk araçların sergilenerek müzayede yöntemi ile satılan klasik araç lar arasında 35 yıldır ilk defa Türkiye den katılımcı olması Dünya Otomobil tutkunlarını sevindirirken katılım standı boş kaldı…. İş Adamı Adem Yaşar a ait Mercedes Marka araç ‘ın katılımı ile Türkiye’den ilk defa Dünyanın 7 ülkesinde sergilenecek Türk plakalı bir aracın gelmesi beklenilirken katılımcı İş insanının fuara girememesi sebebinin ne vize nede beş bin Euro’ luk katılım ücreti olmadığı anlaşıldığında katılamama sebebi bizleri hayrete düşürdü. Dünya nın 4 bir yanından farklı katagoriler için katılımcıların desteği ile getirilen araçlar sergi alanın ilk önce Orjinalliği veya Orjinal dokusunda restorasyonu ile ön plana çıkan Resterosyonu yapan ülkenin zanaat karlarını temsil eden araçlar arasında Türk temsilcisinin katılama sebebi ise bizi ne oluyoruz dedirtti Sayın Adem Yaşar ile yapılan görüşmede üzülerek anlattıkları bizleri hayretler içinde bıraktı. Sayın Yaşar görüşmede şunları kaydetti: 5 Ay önce talep üzerine katılmam istenilen Dünyanın 7 ülkesinde yapılacak fuar ‘ a ülkemin ustalarına ve zanaatına güvenerek kabul ettim ayrıca 5 bin Euro katılım ücretini de ödeyerek ülkemin ustalarını ve zanaatını temsil etmekten gurur duyarak heyecanla bu günleri beklerken İzmir 3 ‘cü sanayide güvendiğim ustaların bu işi ciddiye almayarak aracı tamamlamamaları beni Ülkem Adına mahcup etti. Aslında benim ülkemde araç konusunda zanaatı ile dünya ustalarını dize getirecek çok usta var bu diyeceklerim değerli ustalarımızı kapsamıyor ama ben bu konuda yanlış adresten yardım istediğimi anladım ve ülkemi temsil edecek bir Araç gönderemedim bu nedenle en seçkin araçlar katılımına ne vize engeli nede para engeline takılmadık biz yerli milli yanlış usta engeline takıldık ayrıca Katılımdan yapacağımız gelir ile üç ayların içindeyiz ve havalar soğudu birçok evladımıza kışlık giysi ve ramazan erzakı almayı düşünüyordum ustalarımız sevabımıza da engel olmak istediler ama Elhamdürillah her yıl olduğu gibi bu yılda evlatlarımızı giydireceğiz ve Müslüman kardeşlerimizin evlerine erzakımızı yine göndereceğiz diyerek üzüntü içerisinde sözlerini bitirdi. haber: üç hilal tv

TÜRKİYE’NİN AROMATERAPİ GÜCÜ TALYA İLE DÜNYAYA YAYILIYOR Haber

TÜRKİYE’NİN AROMATERAPİ GÜCÜ TALYA İLE DÜNYAYA YAYILIYOR

Gıda takviyeleri, vitaminler ve aromaterapi kategorileri dünya genelinde büyümeye devam ederken, Türkiye bu yükselişin dinamik aktörlerinden biri olarak öne çıkıyor. 2025 yılı itibarıyla Türkiye’nin takviye edici gıda ve vitamin pazarı yaklaşık 1 milyar dolarlık bir hacme ulaşırken, aromaterapi alanının temel bileşenlerinden olan aromatik yağlar pazarı 500 milyon dolarlık işlem hacmineyaklaştı. Bu tablo, Türkiye’nin hem bitkisel içeriklerde hem de doğal formülasyonlara dayalı ürünlerde üretim gücünü ve küresel rekabet avantajını ortaya koyuyor. Bu büyümenin dikkat çeken temsilcilerinden Talya,Amerika’daki yapılanması Talya Herbal LLC şirketi ile Türk menşeli bitkisel ürünlerin uluslararası pazardaki konumunu her geçen gün daha da güçlendiriyor... TÜRKİYE’NİN GIDA TAKVİYELERİ DÜNYA PAZARINDA BÜYÜYOR Gıda takviyeleri ve aromaterapi ürünleri sektörü, dünya genelinde her geçen yıl büyüyen bir pazar hâline geliyor. Türkiye, zengin bitki çeşitliliği ve üretim kapasitesiyle bu pazarda öne çıkan ülkeler arasında yer alıyor. Bu gelişmelerin merkezinde yer alan Talya, Amerika’da 10. yılını tamamlayanyapılanması Talya Herbal LLC şirketi ile Türk menşeli bitkiselürünlerin uluslararası pazardaki bilinirliğini artırıyor. Talya, kendi sektöründe ABD’de şirket kuran ilk Türk markasıolarak, sağlıklı yaşam bilincine sahip Amerikalı tüketicilerin ilgisini çekiyor. TALYA, DOĞADAN ALDIĞI GÜCÜ DÜNYAYA TAŞIYOR Markanın küresel vizyonuna ilişkin açıklamalarda bulunan Talya Bitkisel Kurucusu ve Fitoterapi Uzmanı M. Halis Ertaş: “Doğadan aldığımız ilhamla geliştirdiğimiz ürünleri, global pazarda daha fazla insana ulaştırmak ve sağlıklı yaşam bilincini yaymak bizim için büyük bir misyon. Amerika pazarında Türk menşeli bitkilerden üretilen aromatik yağlar ve gıda takviyeleriyle istikrarlı bir büyüme sürdürüyoruz. Bugün ABD pazarında tüketiciler bu ürünleri doğrudan ‘Türk çörekotu ’ ve ‘Türk kekik’i olarak aratıyor; bu da Türkiye menşeli bitkilerden üretilen ürünlere yönelik farkındalığın giderek arttığını gösteriyor. Türkiye’nin gıda takviyesi ve aromaterapi ürünleri alanında çok yüksek bir potansiyeli var ve biz Talya olarak bu potansiyeli global ölçekte görünür kılmayı hedefliyoruz” ifadelerini kullandı. SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK VE YENİLİK ODAKLI ÜRETİM ANLAYIŞI Gıda takviyesi ve aromaterapi ürünlerinde yalnızca ürün kalitesine değil, üretim sürecinin çevresel ve toplumsal etkilerine de odaklanan Talya, yenilikçi yaklaşımını sürdürülebilirlik temeli üzerine inşa ediyor. Marka, doğal kaynakları verimli kullanmayı ve çevreye duyarlı üretim modelleriyle geleceğe değer katmayı hedefliyor. Bu vizyon doğrultusunda Ar-Ge çalışmaları ve üretim politikaları, sürdürülebilir kalkınma ilkeleriyle uyumlu hale getiriliyor. 2030 yılı sonuna kadar ulaşılması hedeflenen “BM Sürdürülebilirlik Kalkınma Amaçları” doğrultusunda çalışmalarını devam ettiren marka; sürdürülebilir üretim, sıfır atık ilkesi, dijital dönüşüm yatırımları ve karbon ayak izinin azaltılması ilkelerini öncelikli stratejileri arasında bulunduruyor. Antalya’daki üretim tesislerini uluslararası standartlarda tamamen yenileyerek modern fabrikasındaüretim yapan Talya Bitkisel, doğallık, bilim ve sürdürülebilirlik ilkelerini bir araya getirerek Türkiye’nin gıda takviyesi, vitaminler ve aromaterapi ürünleri sektöründeki lider temsilcilerinden biri olarak konumunu güçlendiriyor. TALYA BİTKİSEL HAKKINDA: 2003 yılında Antalya’da kurulan Talya Bitkisel, bitkisel yağlar, uçucu yağlar, gıda takviyeleri ve doğal kozmetik alanlarında üretim yapan Türkiye’nin öncü markalarındandır. Ar-Ge ve kalite süreçlerinde güven, uzmanlık ve çevre dostu üretim ilkelerini benimseyen Talya Bitkisel, 40’tan fazla ülkeye ihracat yapmaktadır. Marka, doğadan gelen şifayı bilimle buluşturarak, sürdürülebilir sağlık ve güzellik çözümleri geliştirmeye devam etmektedir.

Ünlü İsimlerde Marka Tescil Alarmı: “Türkiye’de Asıl Sorun, Sorun Çıktıktan Sonra Harekete Geçilmesi” Haber

Ünlü İsimlerde Marka Tescil Alarmı: “Türkiye’de Asıl Sorun, Sorun Çıktıktan Sonra Harekete Geçilmesi”

Ünlü İsimlerde Marka Tescil Alarmı: “Türkiye’de Asıl Sorun, Sorun Çıktıktan Sonra Harekete Geçilmesi” Üstün Patent Yönetim Kurulu Başkanı Özlem Arslan Kart, Breaking News’e yaptığı açıklamada, Türk ünlülerinin marka tescili konusundaki bilincinin son yıllarda artsa da hâlâ kritik seviyede eksik olduğunu belirterek uyarıda bulundu. Kart, “Türkiye’de hâkim olan yaklaşım, sorun ortaya çıktıktan sonra çözmeye yönelmek. Oysa marka tescili kriz anında değil, en baştan planlanması gereken bir süreçtir.” dedi.  “Ortadoğu’da ünlü isimlerin başkaları tarafından tescil edilmesi hukuki boşluk değil, takip eksikliği” Kart, Türk oyuncu ve ünlülerin isimlerinin özellikle Ortadoğu ülkelerinde farklı kişiler tarafından hızlıca tescil edilmesinin temel sebebinin “hukuki boşluk” değil, “stratejik takip eksikliği” olduğunu söyledi. “Bazı Ortadoğu ülkelerinde tanınmış marka koruması Avrupa kadar güçlü değil. Popüler Türk oyuncularının isimleri fırsatçılar tarafından ticari fırsat olarak görülüyor. Sorun, gerekli izleme sistemlerinin kullanılmaması.” ifadelerini kullandı. Yurtdışında izinsiz tescil edilen isim nasıl geri alınır? Özlem Arslan Kart’a göre, bir ünlünün ismi yurtdışında izinsiz tescil edildiyse süreç ortalama 8–24 ay sürebiliyor. “İtiraz veya hükümsüzlük davası açılır, ardından ünlünün tanınırlığını ispatlayan tüm medya delilleri sunulur. Başvuru sahibinin kötü niyetinin ispatlanması süreci hızlandırır. Doğru yönetildiğinde isim çoğunlukla geri alınabiliyor.” dedi. “Sadece Türkiye’de tescil artık yetmiyor” Kart, ünlüler için yeni dönemde çok daha geniş bir koruma stratejisinin zorunlu hâle geldiğini vurguladı: “Hedef ülkelerde önceden başvuru yapmak, global marka izleme sistemi kullanmak ve menajerlik sözleşmelerine marka koruma maddeleri eklemek şart. Türk dizilerinin global etkisi nedeniyle bu artık bir seçenek değil; zorunluluk.” diye konuştu. Sadece isim değil, sahne adı ve karakter adları da tescil edilebiliyor Kart, birçok ünlünün hâlâ marka tescilini yalnızca isimden ibaret sandığını belirterek şu bilgileri verdi: “İsim–soyisim, sahne adı, lakap, imza, dizi ve film karakter isimleri, sosyal medya kullanıcı adları ve logolar tamamen tescil edilebilir. Ünlünün ticari kimliğini oluşturan tüm unsurlar marka koruması kapsamına alınabilir.” “Tescil almayan ünlü, kendi adını kullanma hakkını kaybedebilir” Marka tescili olmayan ünlülerin ciddi ekonomik risklerle karşı karşıya olduğunu belirten Kart, şu uyarıda bulundu: “Kendi adını ticarette kullanma hakkını kaybetmekten sahte ürünlerle mücadeleye, itibar kaybından e-ticaret gelir kaybına kadar birçok risk ortaya çıkıyor. Tescil edilmeyen her ad, potansiyel bir kayıp demektir.”  “Menajer ve yapımcılar artık marka koruma ekibinin bir parçası olmalı” Kart’a göre, ünlü isimlerin marka değeri artık kariyer yönetiminin ayrılmaz bir parçası: “Artık yapımcı ve menajerlerin yalnızca projeleri yönetmesi yeterli değil. Ünlünün marka varlığını profesyonel şekilde koruyacak bir ekip kurulması ya da uzman IP ajanslarıyla çalışılması günümüzün gerekliliğidir.” dedi. En çok kötüye kullanım tekstil ve kozmetik sektöründe Türkiye’de ünlü isimlerinin en sık kötüye kullanıldığı sektörleri de sıralayan Kart, “Tekstil, kozmetik–parfüm, aksesuar, takı ve sosyal medya ürünleri en riskli alanlar. Bu sektörlerde fırsatçılık çok hızlı gelişiyor.” açıklamasını yaptı. Kendi markasını kurmak isteyen ünlüler için üç kritik adım Kart, ünlüler için markalaşma sürecinin temel yapı taşlarını şöyle özetledi: “Doğru sınıflarla tescil, uluslararası koruma stratejisinin baştan kurulması ve markanın iş modelinin doğru yapılandırılması… Bu üç adım güçlüyse, marka büyür ve sürdürülebilir olur.” “İzinsiz kullanım sadece tescille engellenemez; çok katmanlı koruma şart” Kart, ünlü isimlerinin parfüm, çorap, çanta, gıda gibi ürünlerde izinsiz kullanılmasını önlemek için yalnızca marka tescilinin yeterli olmadığını vurguladı: “Haksız rekabet hükümleri, kişilik hakkı davaları, alan adı korumaları, sosyal medya marka araçları ve telif hukuku mekanizmaları birlikte kullanılmalı. Gerçek koruma ancak çok katmanlı bir stratejiyle sağlanır.” ifadelerini kullandı.

Türk Dizilerinin Ortadoğu’daki Gücü, Sağlık Turizmine Yeni Bir Nefes Getirdi.. Haber

Türk Dizilerinin Ortadoğu’daki Gücü, Sağlık Turizmine Yeni Bir Nefes Getirdi..

Ortadoğu’da izlenme rekorları kıran Türk dizileri, Türkiye’nin sağlık turizmi sektöründe yeni bir dalga yarattı. Uzm. Dr. Nurullah Uslu, “Diziler Türkiye’ye duyulan güveni artırdı, biz doktorların yüzü gülüyor” diyor. Son yıllarda Türk televizyon dizilerinin Ortadoğu coğrafyasında kazandığı büyük popülarite, yalnızca kültürel bir başarı olarak kalmadı; Türkiye’nin sağlık turizmi alanındaki yükselişine de güçlü bir katkı sağladı. Estetik, diş hekimliği, saç ekimi, göz ve genel cerrahi alanlarında Türkiye’ye olan ilgi dikkat çekici biçimde artarken, uzman doktorlar bu etkiyi doğrudan hissediyor. Uzm. Dr. Nurullah Uslu, konuyla ilgili yaptığı değerlendirmede şu ifadeleri kullandı: “Ortadoğu’da yayınlanan Türk dizileri Türkiye’ye bakışı değiştirdi. Artık o bölgelerde Türkiye sadece bir tatil destinasyonu olarak değil, güvenilir sağlık hizmetlerinin adresi olarak da görülüyor. Dizilerde gördükleri modern hastaneler, teknolojik altyapılar ve Türk hekimlerinin profesyonel duruşu izleyicilerde büyük bir güven duygusu yarattı. Bu da bize doğrudan yansıdı.” Uslu’ya göre bu etki, sadece estetik cerrahiyle sınırlı değil. Son dönemde Orta Doğu’dan gelen hasta sayısında ciddi artışlar yaşanıyor. Özellikle Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Katar ve Kuveyt gibi ülkelerden gelen hastalar, Türk dizilerinde gördükleri şehirler ve mekanlarla duygusal bir bağ kurarak tedavi tercihlerinde Türkiye’yi seçiyor. “Hastalar sadece bir operasyon yaptırmak için değil, hikayesini bildikleri bir ülkeye, kendilerini yakın hissettikleri bir kültüre geliyorlar,” diyor Dr. Uslu. “Bu da sağlık turizmini bir hizmetten çok bir deneyime dönüştürüyor.” Türkiye, son on yılda sağlık turizminde dünyanın önde gelen merkezlerinden biri haline gelirken, bu gelişmede dizilerin oluşturduğu imajın etkisi göz ardı edilmiyor. Türk dizilerinin milyonlarca izleyiciye ulaştığı Ortadoğu ülkelerinde, “Türk doktoruna güven” algısı her geçen yıl daha da güçleniyor. Dr. Uslu, bu sürecin sürdürülebilirliği için kalite standartlarının korunması gerektiğini vurguluyor: “İnsanlara sadece ‘Türkiye’ye gelin’ demek yetmez. Burada alacakları hizmetin dünya standartlarında olduğunu hissettirmeliyiz. Hizmet sonrası süreçlerin, dil desteğinin ve iletişimin doğru yönetilmesi çok önemli. Bu dengeyi korursak Türk dizilerinin oluşturduğu güveni kalıcı hale getirebiliriz.” Uzmanlara göre Türk dizileri, sağlık turizmi açısından “kültürel diplomasi” işlevi görüyor. Türkiye’nin estetikten kalp cerrahisine, diş hekimliğinden tüp bebek tedavilerine kadar geniş bir yelpazede sunduğu başarı hikayeleri, ekrandan kalplere ulaşan bir etki yaratıyor. Sonuç olarak, Ortadoğu’da ekrana gelen Türk dizileri, sadece duygusal bağlar kurmuyor; Türkiye’nin sağlık markasına değer katıyor. Uzman Doktor Nurullah Uslu’nun da belirttiği gibi: “Diziler bizim için artık sadece sanat değil, güvenin, tanıtımın ve geleceğin anahtarı haline geldi.”

Doç. Dr. Tuğçe Şimşek: “Estetikte Yeni Dönem, Doğallığın Bilimle Buluştuğu Nokta” Haber

Doç. Dr. Tuğçe Şimşek: “Estetikte Yeni Dönem, Doğallığın Bilimle Buluştuğu Nokta”

Yüz estetiği ve medikal uygulamalarda son yıllarda gözle görülür bir dönüşüm yaşanıyor. Cerrahi mükemmeliyetin yerini artık daha doğal, daha sade ve kişiye özel bir estetik anlayış aldı. Türkiye’de yüz estetiği ve kulak burun boğaz alanında uzmanlığıyla tanınan Doç. Dr. Tuğçe Şimşek, bu dönüşümün nedenlerini ve estetiğin geleceğini değerlendirdi. “Amaç değiştirmek değil, iyileştirmek.” Dr. Şimşek’e göre modern estetik, insan yüzünün doğal ifadesini koruyarak daha dengeli bir görünüm elde etme üzerine kurulu: “Artık kimse bambaşka biri gibi görünmek istemiyor. İnsanlar, aynaya baktığında hâlâ kendilerini görmek ama daha canlı, daha dinlenmiş bir ifadeye sahip olmak istiyor. Bizim işimiz, yüzün doğallığını kaybetmeden zarafetini ortaya çıkarmak.” Minimal ama etkili dokunuşlar öne çıkıyor Estetik cerrahi artık büyük değişimlerden çok küçük müdahalelere yöneliyor. Doç. Dr. Şimşek, bu yaklaşımın hem hasta memnuniyetini hem de iyileşme süresini olumlu etkilediğini söylüyor: “Lazer, radyofrekans ve enjeksiyon bazlı tedavilerle yapılan küçük işlemler bile yüzün bütün dengesini yeniden kurabiliyor. Bu sayede kişi doğal görünümünü korurken çok daha taze bir ifade kazanıyor.” “Erken yaşta önleyici estetik anlayışı yaygınlaşıyor” Dr. Şimşek, estetiğin artık sadece yaşlanma sonrası değil, yaşlanma öncesi dönemde de uygulandığını belirtiyor: “30’lu yaşlardan itibaren ciltte kolajen üretimi azalıyor. Bu dönemde yapılan küçük uygulamalar, ilerleyen yaşlarda daha az müdahaleye ihtiyaç duyulmasını sağlıyor. Estetik artık bir önlem değil, bir bakım rutini haline geldi.” Doğallık, geleceğin estetik standardı olacak Dr. Şimşek’e göre önümüzdeki yıllarda estetik anlayış daha fazla bilime ve kişiselleştirilmiş planlamaya dayanacak: “Teknoloji gelişiyor ama asıl farkı insan yüzünü doğru okumak yaratıyor. Her yüzün kendine ait bir hikâyesi, oranı ve dili var. Estetikte başarı, bu dili bozmadan onu güzelleştirmekte gizli.” Uluslararası düzeyde yükselen bir merkez Türkiye, estetik tıpta son yıllarda Avrupa ve Orta Doğu ülkeleri için cazibe merkezi haline geldi. Dr. Tuğçe Şimşek de bu sürecin bilimsel ve etik temeller üzerine kurulması gerektiğini vurguluyor: “Türkiye estetikte artık sadece fiyat avantajıyla değil, uzmanlık düzeyiyle de tercih ediliyor. Bu başarıyı sürdürebilmek için hem medikal standartlara hem de etik değerlere sıkı sıkıya bağlı kalmak gerekiyor.” Doç. Dr. Tuğçe Şimşek Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Medikal Estetik Uygulamaları info@doctugcesimsek.com www.doctugcesimsek.com @drtugcesimsek Hazırlayan: Breaking News International Sağlık & Bilim Servisi

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.