Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Türkiye

Canlı Magazin - Türkiye haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Türkiye haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

BÜYÜK ONUR! Türkiye, Global Klinik Araştırmalarda Bölgesel Merkez Olma Yolunda  Haber

BÜYÜK ONUR! Türkiye, Global Klinik Araştırmalarda Bölgesel Merkez Olma Yolunda 

23. Türkiye Hemofili Kongresi bu yıl 15-17 Nisan 2026 tarihlerinde Antalya Pine Beach Belek Otel Kongre Merkezi’nde Türkiye Hemofili Derneği ve Hemofili Federasyonu’nun ev sahipliğinde düzenleniyor. Kongrenin ilk günü olan 15 Nisan Çarşamba “Dünya Hemofili Günü” kapsamında Türkiye Hemofili Derneği Başkanı ve İstanbul Üniversitesi Rektörü Prof.Dr.Bülent Zülfikar başkanlığında basın toplantısı düzenlendi. Hemofili Dernekleri Federasyonu Başkanı ve Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Hematolojisi öğretim üyesi Prof.Dr.Kaan Kavaklı ile Fransa - Lyon Universitesi Hemofili Merkezi ve Hemostaz Ünitesi Başkanı Prof.Dr.Yeşim Dargaud’un da değerli bilgiler paylaştığıtoplantıda; Hemofili tedavisindeki yenilikler, bilimsel gelişmeler, tedaviye erişim ve gelecek vizyonu değerlendirildi. Hemofili konusunda son yıllarda Türkiye’de yapılan toplantılar, sosyal ve bilimsel faaliyetler, dünyanın önde gelen bilim platformları tarafından yakından takip ediliyor. Kuşkusuz “Türkiye Hemofili Kongresi” bu çalışmaların ön sıralarında yer alıyor. Basın toplantısında açıklamalarda bulunan Türkiye Hemofili Derneği Başkanı ve İstanbul Üniversitesi Rektörü Prof.Dr.Bülent Zülfikar şunları söyledi; “Türkiye olarak Hemofili konusundaki klinik çalışmalara katkımız yüksek. Bugün baktığımızda dünya çapında yürütülen 1102 klinik çalışmanın 121’inde Türkiye yer alıyor. Bu bizim için çok değerli bir veri.” 17 Nisan Dünya Hemofili Günü kapsamında konuşmasına devam eden Zülfiikar ortopedik komplikasyonlar, protez gereksinimleri, ameliyat maliyetleri ve ekonomik-sosyal etkiler ile hasta derneklerinin farkındalık oluşturmadaki rolüne değindi ve sözlerine şöyle devam etti; “Türkiye'de devlet geri ödeme mekanizmalarının (SGK) güçlü olması sayesinde faktör tedavilerine erişim geçmişe göre çok daha iyi hale geldi. Bu, hem hastalar hem de hasta yakınları için çok sevindirici. Türkiye’deki Hemofili konusunda uzman merkezler sayesinde erken tanı ve tedavi süreci de olumlu yönde ilerliyor. Yeni ilaçların ülkeye girişiyle birlikte daha kolay uygulanabilir ürünlere geçiş gündemde; bunun yaygınlaştırılması için karar, düzenleme ve finansal mekanizmların devam etmesi gerekiyor.” Tedavinin sağlık sistemi üzerindeki ekonomik getirilerine de değinen Zülfikar;”Yeni gelişmeler; protez ameliyatlarının azalması, hastanede yatış sürelerinin kısalması ve ameliyat maliyetlerinin düşmesi gibi tasarruf potansiyelleri de sunuyor” dedi. “Deri altı uygulamalar sayesinde çocuklar ve erişkinlerde hem yaşam süresi uzuyor hem de yaşam kaliteleri iyileşiyor” Hemofili tedavisine yönelik son 15 yıldaki gelişmelerin önemini vurgulayan Prof.Dr.Yeşim Dargaud ise şunları söyledi; “Özellikle son 5-6 yılda deri altı (subkutan) tedaviler hastaların yaşam kalitesini ciddi oranda yükseltti. Bu tedaviler yeni doğandan erişkine kadar kullanım kolaylığı sağlıyor ve beyin kanaması gibi ağır komplikasyonları azaltıyor. Mevcut gelişmeler, hastalara aspirin gibi kardiyovasküler tedaviler uygulanabilmesini mümkün kılıyor. Erişkin hastaların genel sağlık sorunlarının tedavisini kolaylaştırıyor. Yakın gelecekte 2. ve 3. jenerasyon subkutan ürünler ile gen tedavisi konusunda gelişmeler kaydedilecek.” Gen tedavisinin Hemofili B’de daha olumlu sonuç verirken,Hemofili A’da ticari ve teknik nedenlerle bazı ürünlerin geri çekilmesi nedeniyle kısmi belirsizlikler bulunduğunu söyleyenProf.Dr.Kaan Kavaklı; “Erken tanı, uzman merkezlerde yoğunlaşmış bakım ve güncel tedavilere hızlı erişim sayesinde hastaların normal yaşam süreçlerini sürdürmeleri mümkün hale geldi; gençlerin eğitim, istihdam ve sosyal aktivitelere katılımı arttı. Öte yandan haftada birkaç kez damar yoluyla tedavi gerektiren dönemlerin yerini daha kolay uygulamalar aldığı için aile yükü ve psikososyal baskı azaldı. Ancak erişkin dönemde geçmişten kalan eklem hasarları (artropati) nedeniyle protez ve ortopedik müdahale ihtiyacı sürebiliyor; eklem tamirini geri döndürecek yeni tedavi boşlukları halen var” dedi. Tanı ve tedavi merkezlerinin sayısının artırılması gerektiği, mevcut merkezlerin büyük şehirlerde yoğunlaştığı ve ülke çapında yaygınlaşmanın hedeflendiğini vurgulayan Prof.Dr.Bülent Zülfikar sözlerine şöyle devam etti; “Hekim, hemşire ve sağlık personelinin eğitilmesi; hasta dernekleri ile sağlık ekiplerinin entegre çalışması ve hasta ailelerinin bilgilendirilmesi öncelikli olmalı. Bu noktada ulusal kongreler, hasta eğitimi oturumları ve hasta-hekîm iş birlikleri, farkındalık ve bakım kalitesini yükseltmede önemli rol oynuyor”.

Prof. Dr. Mikail Fikret Aktaş Uluslararası Arenada Dikkat Çekiyor: Media Doctor Award Başkanlığı Gündemde Haber

Prof. Dr. Mikail Fikret Aktaş Uluslararası Arenada Dikkat Çekiyor: Media Doctor Award Başkanlığı Gündemde

Obezite tedavisi ve beslenme tıbbı alanında öne çıkan isimlerden Prof. Dr. Mikail Fikret Aktaş, hem akademik çalışmaları hem de uluslararası temaslarıyla dikkat çekmeye devam ediyor. Beslenme bilimleri alanındaki akademik eğitiminin yanı sıra tıp bilimleri alanında doktora derecesine sahip olan Aktaş, özellikle yapılandırılmış kilo verme programlarıyla tanınıyor. 2014 yılında İstanbul’da gerçekleştirdiği ve basında da yer bulan çalışmaları, Türkiye’de beslenme tıbbı alanında ilk yapılandırılmış eğitim girişimlerinden biri olarak değerlendiriliyor. Bu süreçte diyetetik, spor bilimleri ve beslenme psikolojisini bir araya getiren multidisipliner yaklaşımıyla alanın gelişimine katkı sağladı. Son dönemde uluslararası platformlarda da aktif rol alan Aktaş, Mart ve Nisan 2026’da Almanya’da bilim, siyaset ve ekonomi çevrelerini buluşturan çeşitli etkinliklere katıldı. Hamburg’daki Universitätsklinikum Hamburg-Eppendorf (UKE) bünyesinde düzenlenen “Yeni Kalp Merkezi’nin Tanıtımı” etkinliğinde yer alan Aktaş’ın, tıp dünyasından seçkin isimlerle bir araya geldiği öğrenildi. Modern teknolojilerle donatılan merkezin, tedavi kalitesine önemli katkı sağlaması bekleniyor. Konuya ilişkin geniş kapsamlı haberin Mayıs ayında yayımlanacağı belirtiliyor. Aktaş ayrıca Hamburg Wandsbek bölgesinde düzenlenen Sosyal Demokrat Parti (SPD) etkinliğine katıldı. Etkinlikte Almanya’nın eski Başbakanı Olaf Scholz ile Hamburg Maliye Senatörü Andreas Dressel’in de yer aldığı görüldü. Bunun yanı sıra Hamburg Ticaret Odası’nda gerçekleştirilen ve Çin’in beş yıllık kalkınma planı gibi küresel ekonomik gelişmelerin ele alındığı toplantıya da iştirak eden Aktaş’ın, farklı disiplinleri bir araya getiren temasları dikkat çekti. Gözlemciler, bu gelişmeleri tıp, toplum ve uluslararası iş birlikleri arasındaki etkileşimin güçlenmesi olarak değerlendirirken, Aktaş’ın önümüzdeki dönemde yeni bir sorumluluk üstlenebileceği ifade ediliyor. Bu kapsamda 2026 yılında düzenlenecek olan Media Doctor Award’un başkanlığını üstlenmesinin beklendiği belirtiliyor. Konuya ilişkin resmi açıklamanın önümüzdeki süreçte yapılması bekleniyor.

Ayşe Kök: Diziler Sadece Eğlence Değil, Toplumsal Bir So Haber

Ayşe Kök: Diziler Sadece Eğlence Değil, Toplumsal Bir So

Breaking News köşe yazarı Ayşe Kök, son yazısında Türk dizilerinin yalnızca birer eğlence aracı olmadığını, toplumsal sorumluluk taşıyan güçlü bir iletişim alanına dönüştüğünü vurguladı. Kök, Türkiye’de dizilerin artık yalnızca akşam kuşağında izlenen yapımlar olmaktan çıktığını belirterek; toplumsal algıyı şekillendiren, aile yapısını etkileyen ve gençlerin hayata bakışını doğrudan etkileyen önemli bir mecra haline geldiğini ifade etti. Bu nedenle diziler değerlendirilirken yalnızca reyting rakamlarının değil, verilen mesajların da dikkate alınması gerektiğini kaydetti. Türk dizilerinin Balkanlar’dan Orta Doğu’ya, Latin Amerika’dan Asya’ya kadar geniş bir coğrafyada ilgiyle izlendiğini hatırlatan Ayşe Kök, bu başarının kültürel ihracat açısından önemli bir kazanım olduğunu belirtti. Ancak küresel etki alanının aynı zamanda daha büyük bir sorumluluğu da beraberinde getirdiğine dikkat çekti. Yazısında son dönemde bazı dizilerde şiddet, entrika ve aile içi çatışmaların dozunun arttığını vurgulayan Kök, dramın sanatın bir parçası olduğunu ancak karamsarlığı normalleştiren bir anlatım dilinin toplumsal açıdan risk taşıdığını ifade etti. Bu noktada devletin, özellikle RTÜK aracılığıyla toplumsal hassasiyetleri gözetmesinin sansür olarak değil, kamu yararının korunması olarak değerlendirilmesi gerektiğini belirtti. Aile kavramının dizilerde ele alınış biçiminin önemine de değinen Kök, Türk toplumunun temel taşı olan aile yapısının sürekli sorunlu ve dağılmış bir tabloyla sunulmasının özellikle genç izleyiciler üzerinde olumsuz etkiler oluşturabileceğini söyledi. Türk dizilerinin geçmişten bugüne en güçlü yanlarından birinin aile bağlarını ve dayanışmayı anlatmak olduğunu hatırlattı. Devletin dizilerin içeriğine doğrudan müdahale etmekten ziyade, sanat özgürlüğü ile toplum huzuru arasında bir denge kurmaya çalıştığını vurgulayan Ayşe Kök, bu yaklaşımın demokratik bir devlet refleksi olduğunu ifade etti. Hiçbir özgürlüğün başka kesimlerin değerlerini zedeleme pahasına sınırsız olamayacağını dile getirdi. Gençler üzerindeki rol model etkisine de dikkat çeken Kök, dizilerde karakterlerin şiddetle sorun çözmesinin ya da ahlaki sınırları sürekli zorlamasının uzun vadede normalleşme riski taşıdığını belirterek, yapımcı ve senaristlerin daha bilinçli bir sorumlulukla hareket etmesi gerektiğini kaydetti. Yazısında devletin son yıllarda getirdiği set standartları, yayın denetimleri ve içerik uyarılarının sektörü baskılamak için değil, daha kaliteli ve sürdürülebilir bir yapı oluşturmak amacı taşıdığını ifade eden Kök, nitelik arttıkça izleyici güveninin de artacağını vurguladı. Ayşe Kök, dizilerin bir ülkenin aynası olduğunu belirterek, Türkiye’nin güçlü tarihi ve köklü kültürüyle dünyaya anlatılacak çok sayıda hikâyeye sahip olduğunu ifade etti. Devletin bu hikâyelerin doğru bir dille aktarılması için zemini sağladığını belirten Kök, asıl sorumluluğun sektörün vicdanında olduğunu söyledi. Kök, yazısını “Reyting geçicidir; iz bırakmak kalıcıdır” sözleriyle tamamladı.

Oyunculuğa Sessiz Ama Kararlı Bir Başlangıç: Tuana Mina Bahadır Haber

Oyunculuğa Sessiz Ama Kararlı Bir Başlangıç: Tuana Mina Bahadır

Türkiye’de oyuncu olmak isteyen milyonlarca insan varken, bu yolu bir heves değil bilinçli bir süreç olarak gören isimlerden biri de Tuana Mina Bahadır. Oyunculuğa yeni adım atan Bahadır, sektöre bakışını, beklentilerini ve hedeflerini samimi ifadelerle anlattı. Kendini geliştirmeyi merkeze alan bir anlayışla yola çıktığını söyleyen Tuana Mina Bahadır, oyunculuk merakının çocukluktan gelen bir gözlem ve ifade ihtiyacından doğduğunu belirtiyor. Oyunculuğu yalnızca görünür olma isteğiyle değil, uzun soluklu bir meslek olarak gördüğünün altını çiziyor. “Oyunculuk benim için sadece kamera önünde olmak değil; insanı, duyguyu ve hikâyeyi anlamakla ilgili bir yolculuk,” diyen Bahadır, bu yolda sabır ve disiplinin en önemli unsurlar olduğunu vurguluyor. Henüz yolun başında olmasına rağmen farklı projelerde yer alan Bahadır, kısa deneyimlerin bile mesleğe bakışını ciddi şekilde değiştirdiğini söylüyor. Kamera önünün göründüğü kadar kolay olmadığını, ekip çalışması ve disiplinin bu işin temelini oluşturduğunu ifade ediyor. Eğitim konusuna özel önem verdiğini belirten genç oyuncu, oyunculuğun yalnızca yetenekle değil, sürekli çalışmayla inşa edilebileceğini savunuyor. Diksiyon, beden dili ve kamera önü oyunculuğu üzerine kendini geliştirmeye devam ettiğini dile getiriyor. Sektördeki hızlı görünür olma isteğine de mesafeli duran Bahadır, sabrı şu sözlerle tanımlıyor: “Her rol, her set bir basamak. Acele etmek yerine sağlam ilerlemek uzun vadede daha doğru.” “Herkes oyuncu olabilir mi?” sorusuna ise net ama gerçekçi bir yanıt veriyor. Ona göre bu meslek; empati, gözlem yeteneği, eleştiriye açıklık ve disiplin gerektiriyor. Bu özellikleri geliştirenlerin oyunculukta daha kalıcı olabileceğini düşünüyor. Rol seçiminde projenin büyüklüğünden çok, rolün kendisine ne kattığına baktığını belirten Bahadır, küçük ama öğretici işlerin kendisi için daha kıymetli olduğunu söylüyor. Oyunculuk hayali kuran ama cesaret edemeyen gençlere de seslenen Tuana Mina Bahadır, hayallerin küçümsenmemesi gerektiğini ancak gerçekçi bir bakış açısının şart olduğunu vurguluyor: “Çalışmaya, öğrenmeye ve sabırlı olmaya hazır olan herkes kendi yolunu çizebilir. Önemli olan vazgeçmemek.” Oyunculuk yolculuğunun başında olmasına rağmen duruşu ve yaklaşımıyla dikkat çeken Tuana Mina Bahadır, sektöre sessiz ama kararlı bir adım atıyor.

2026 yılı Dünya Klasik Otomobil Fuarın ‘da Türk Temsilcinin yeri Boş kaldı… Haber

2026 yılı Dünya Klasik Otomobil Fuarın ‘da Türk Temsilcinin yeri Boş kaldı…

Her yıl dünyanın dört tarafından davetlilerin katılımı ile Avrupa’da ve Amerika’ da düzenlenen milyonluk araçların sergilenerek müzayede yöntemi ile satılan klasik araç lar arasında 35 yıldır ilk defa Türkiye den katılımcı olması Dünya Otomobil tutkunlarını sevindirirken katılım standı boş kaldı…. İş Adamı Adem Yaşar a ait Mercedes Marka araç ‘ın katılımı ile Türkiye’den ilk defa Dünyanın 7 ülkesinde sergilenecek Türk plakalı bir aracın gelmesi beklenilirken katılımcı İş insanının fuara girememesi sebebinin ne vize nede beş bin Euro’ luk katılım ücreti olmadığı anlaşıldığında katılamama sebebi bizleri hayrete düşürdü. Dünya nın 4 bir yanından farklı katagoriler için katılımcıların desteği ile getirilen araçlar sergi alanın ilk önce Orjinalliği veya Orjinal dokusunda restorasyonu ile ön plana çıkan Resterosyonu yapan ülkenin zanaat karlarını temsil eden araçlar arasında Türk temsilcisinin katılama sebebi ise bizi ne oluyoruz dedirtti Sayın Adem Yaşar ile yapılan görüşmede üzülerek anlattıkları bizleri hayretler içinde bıraktı. Sayın Yaşar görüşmede şunları kaydetti: 5 Ay önce talep üzerine katılmam istenilen Dünyanın 7 ülkesinde yapılacak fuar ‘ a ülkemin ustalarına ve zanaatına güvenerek kabul ettim ayrıca 5 bin Euro katılım ücretini de ödeyerek ülkemin ustalarını ve zanaatını temsil etmekten gurur duyarak heyecanla bu günleri beklerken İzmir 3 ‘cü sanayide güvendiğim ustaların bu işi ciddiye almayarak aracı tamamlamamaları beni Ülkem Adına mahcup etti. Aslında benim ülkemde araç konusunda zanaatı ile dünya ustalarını dize getirecek çok usta var bu diyeceklerim değerli ustalarımızı kapsamıyor ama ben bu konuda yanlış adresten yardım istediğimi anladım ve ülkemi temsil edecek bir Araç gönderemedim bu nedenle en seçkin araçlar katılımına ne vize engeli nede para engeline takılmadık biz yerli milli yanlış usta engeline takıldık ayrıca Katılımdan yapacağımız gelir ile üç ayların içindeyiz ve havalar soğudu birçok evladımıza kışlık giysi ve ramazan erzakı almayı düşünüyordum ustalarımız sevabımıza da engel olmak istediler ama Elhamdürillah her yıl olduğu gibi bu yılda evlatlarımızı giydireceğiz ve Müslüman kardeşlerimizin evlerine erzakımızı yine göndereceğiz diyerek üzüntü içerisinde sözlerini bitirdi. haber: üç hilal tv

TÜRKİYE’NİN AROMATERAPİ GÜCÜ TALYA İLE DÜNYAYA YAYILIYOR Haber

TÜRKİYE’NİN AROMATERAPİ GÜCÜ TALYA İLE DÜNYAYA YAYILIYOR

Gıda takviyeleri, vitaminler ve aromaterapi kategorileri dünya genelinde büyümeye devam ederken, Türkiye bu yükselişin dinamik aktörlerinden biri olarak öne çıkıyor. 2025 yılı itibarıyla Türkiye’nin takviye edici gıda ve vitamin pazarı yaklaşık 1 milyar dolarlık bir hacme ulaşırken, aromaterapi alanının temel bileşenlerinden olan aromatik yağlar pazarı 500 milyon dolarlık işlem hacmineyaklaştı. Bu tablo, Türkiye’nin hem bitkisel içeriklerde hem de doğal formülasyonlara dayalı ürünlerde üretim gücünü ve küresel rekabet avantajını ortaya koyuyor. Bu büyümenin dikkat çeken temsilcilerinden Talya,Amerika’daki yapılanması Talya Herbal LLC şirketi ile Türk menşeli bitkisel ürünlerin uluslararası pazardaki konumunu her geçen gün daha da güçlendiriyor... TÜRKİYE’NİN GIDA TAKVİYELERİ DÜNYA PAZARINDA BÜYÜYOR Gıda takviyeleri ve aromaterapi ürünleri sektörü, dünya genelinde her geçen yıl büyüyen bir pazar hâline geliyor. Türkiye, zengin bitki çeşitliliği ve üretim kapasitesiyle bu pazarda öne çıkan ülkeler arasında yer alıyor. Bu gelişmelerin merkezinde yer alan Talya, Amerika’da 10. yılını tamamlayanyapılanması Talya Herbal LLC şirketi ile Türk menşeli bitkiselürünlerin uluslararası pazardaki bilinirliğini artırıyor. Talya, kendi sektöründe ABD’de şirket kuran ilk Türk markasıolarak, sağlıklı yaşam bilincine sahip Amerikalı tüketicilerin ilgisini çekiyor. TALYA, DOĞADAN ALDIĞI GÜCÜ DÜNYAYA TAŞIYOR Markanın küresel vizyonuna ilişkin açıklamalarda bulunan Talya Bitkisel Kurucusu ve Fitoterapi Uzmanı M. Halis Ertaş: “Doğadan aldığımız ilhamla geliştirdiğimiz ürünleri, global pazarda daha fazla insana ulaştırmak ve sağlıklı yaşam bilincini yaymak bizim için büyük bir misyon. Amerika pazarında Türk menşeli bitkilerden üretilen aromatik yağlar ve gıda takviyeleriyle istikrarlı bir büyüme sürdürüyoruz. Bugün ABD pazarında tüketiciler bu ürünleri doğrudan ‘Türk çörekotu ’ ve ‘Türk kekik’i olarak aratıyor; bu da Türkiye menşeli bitkilerden üretilen ürünlere yönelik farkındalığın giderek arttığını gösteriyor. Türkiye’nin gıda takviyesi ve aromaterapi ürünleri alanında çok yüksek bir potansiyeli var ve biz Talya olarak bu potansiyeli global ölçekte görünür kılmayı hedefliyoruz” ifadelerini kullandı. SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK VE YENİLİK ODAKLI ÜRETİM ANLAYIŞI Gıda takviyesi ve aromaterapi ürünlerinde yalnızca ürün kalitesine değil, üretim sürecinin çevresel ve toplumsal etkilerine de odaklanan Talya, yenilikçi yaklaşımını sürdürülebilirlik temeli üzerine inşa ediyor. Marka, doğal kaynakları verimli kullanmayı ve çevreye duyarlı üretim modelleriyle geleceğe değer katmayı hedefliyor. Bu vizyon doğrultusunda Ar-Ge çalışmaları ve üretim politikaları, sürdürülebilir kalkınma ilkeleriyle uyumlu hale getiriliyor. 2030 yılı sonuna kadar ulaşılması hedeflenen “BM Sürdürülebilirlik Kalkınma Amaçları” doğrultusunda çalışmalarını devam ettiren marka; sürdürülebilir üretim, sıfır atık ilkesi, dijital dönüşüm yatırımları ve karbon ayak izinin azaltılması ilkelerini öncelikli stratejileri arasında bulunduruyor. Antalya’daki üretim tesislerini uluslararası standartlarda tamamen yenileyerek modern fabrikasındaüretim yapan Talya Bitkisel, doğallık, bilim ve sürdürülebilirlik ilkelerini bir araya getirerek Türkiye’nin gıda takviyesi, vitaminler ve aromaterapi ürünleri sektöründeki lider temsilcilerinden biri olarak konumunu güçlendiriyor. TALYA BİTKİSEL HAKKINDA: 2003 yılında Antalya’da kurulan Talya Bitkisel, bitkisel yağlar, uçucu yağlar, gıda takviyeleri ve doğal kozmetik alanlarında üretim yapan Türkiye’nin öncü markalarındandır. Ar-Ge ve kalite süreçlerinde güven, uzmanlık ve çevre dostu üretim ilkelerini benimseyen Talya Bitkisel, 40’tan fazla ülkeye ihracat yapmaktadır. Marka, doğadan gelen şifayı bilimle buluşturarak, sürdürülebilir sağlık ve güzellik çözümleri geliştirmeye devam etmektedir.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.